İletişim     Künye     Yazarlar       Anasayfa          
Tarafsız Haber
SİYASET   DÜNYA   EKONOMİ   MAGAZİN   SPOR   SAVUNMA   KADIN   TEKNOLOJİ   TÜRKİYE   YAZARLAR   FOTO GALERİ   VİDEO

“Birliktelikten Bireysellikteliğe!...”

Prof. Dr. Zafer Karaer - “Birliktelikten Bireysellikteliğe!...”


Okunma : 21350
Prof. Dr. Zafer Karaer

Evet; Bir ülke düşünün; İstiklal, bağımsızlık savaşından çıkmış, hemen ardından “Cumhuriyet” ilan edilmiş, yeni anayasa hazırlanmış ve heyecanla, umutla muasır medeniyet yoluna girilmiş, ilk 15 yıl inanılmaz hamlelerle genç cumhuriyet, hayatının en güzel günlerini yaşamış, buna bağlı olarak olağanüstü gelişmiş, serpilmiş, ancak takip eden yıllarda liderini, kurucusunu, önderini kaybettiğinden ilk yıllardaki heyecan ve umut her geçen gün azalmış, üstüne üstlük 37 yaşında ilki olmak üzere 10’ar yıl ara ile üzerinden silindir gibi 3 büyük darbe geçmiş, diğer bir ifade ile 3 büyük kriz geçirmiştir. 

Her darbeden sonra cumhuriyetin besin damarları demokrasi büyük yaralar almış, hatta tıkanmış, hayati tehlikeler atlatmış, sözde iyileştirmeler için, tıkanan demokrasi damarlarını açmak için postal kokulu anayasal reçeteler devreye sokulmuş; bu bağlamda balonlar, stentler, ve hatta by passlar uygulanmış; 

Bunların dışında 3. büyük darbeden (1980) günümüze kadar ise onlarca küçük artçı darbeler birbirini takip etmiş ve cumhuriyet sarsılmıştır. Küçük artçı darbelerde genellikle günü kurtaran göstermelik düzenlemeler yapılarak gözler boyanmıştır (birbiri ardınca kurulan onlarca koalisyon hükümeti; bakan olma adına parti değiştiren onlarca milletvekili gibi…). Dolayısıyla genç yaşta atlattığı büyük badirelerle genç cumhuriyet çok yıpranmış, bitkin düşmüş, bu yüzden bugün bulunduğu yaşın çok üzerinde yaşta görünmektedir.

 

İşte! “Birliktelikten Bireyselliğe” geçişin dönüşüm noktası da 1980’deki 3. Büyük darbeden sonra olmuştur. Önce darbeye nasıl gelindi/getirildi, kısaca bahsetmek gerekir; 1971 darbesinin ardından, 1974’de Kıbrıs barış harekâtı gerçekleştirilmiş, bu durum özellikle ABD ve yandaşlarını kızdırmış, sen misin bunu yapan, al sana barış diyerek özellikle ve öncelikle gençlik siyasi görüşlerine göre bölünmüş/böldürülmüş, birbirine adeta savaş açmışlar, çatışmalarda on binlerce üniversiteli genç beyin yaşamını yitirmiş, ölümler halkın tahammül sınırını zorlayınca, ölümü gösterip sıtmaya razı etme deyimi çerçevesinde; darbenin yapılması kaçınılmaz olmuş ve darbe yapılmıştır. Tuhaftır! darbeyle birlikte, -1- günde çatışmalar sona ermiş…, Bir süre sonra askerlerin seçtiği sivillerden oluşan meclis postal kokulu otoriter, vesayetçi, yasakçı anayasayı hazırlamış; buna göre bir araya gelerek hak aramanın en temel yolu başta işçi, emekçi olmak üzere tüm sendikal faaliyetler ile dayanışmanın önemli yapılanmaları kooperatif, dernek, cemiyet, birlik gibi tüm sivil toplum kurumlarının faaliyetleri engellenmiş ve bu anayasa da halk oylamasında %90 lar civarında evetle kabul edilmiş/ettirilmiş… Takiben yapılan seçimle o dönem iktidar olması gereken parti tek başına iktidara gelmiş/getirilmiş (tabii ki cumhurbaşkanı asker); İşte! bireyselleşme hikayemiz de darbeden sonra başa geçen bu iktidarla birlikte başlamış…

 

İktidar olan hükümet öncelikli icraat olarak; Amerika’dan başta ekonomi olmak üzere önemli üst düzey görevlere “genç prensler” ithal etmiş; bunların tüm iyi (!) niyetleri ve özellikle yetişme veya yetiştirilme alt yapılarına, ya da talimatlara göre; önce geldikleri ülkede olduğu gibi her şeyin merkezine “para” yı oturtmuşlar; ardından ülke insanını tek hedef “kazan-kazan” olduğuna inandırmışlar… Aynı zamanda bankacılık ve türedi bankerlik sektöründe düzenlemeler yaparak, yüksek faiz; diğer bir deyişle emeksiz kazanma, hak etmediğine sahip olma, başkasının hakkını yeme; o dönemin söylemi “köşe dönücülüğü” cazip hale getirmişler. Köşe dönmek isteyen zengin-fakir herkes elindeki avucundakini satarak, tüm varlıklarını kısa zamanda çok fazla kazanmak için banka veya bankerlere yatırmışlar. Ancak zaman içinde yatırımlar beklenildiği gibi ranta dönüşmemiş, yani köşe dönülememiş, bilakis köşe yerine boşa dönüşler esnasında oluşan anafor, ana paraları da içine çekmiş ve yine o dönem sözlüklerimize giren tabire göre hortumlanmış; kaybedenlerin kayıplarını telafi edici bir yasal zemin de olmadığı için, kişi kaderiyle başbaşa bırakılmış ve o zamana kadar kültürümüzde var olan devlete ve insanlara karşı güven sarsılmış, böylece bireyselleştirilmenin ilk adımları atılmış...

 

Bireyselleştirmede sosyal zemin yukarıda anlatıldığı şekilde hazırlandıktan sonra, yaygınlaştırılması için yine o yıllarda toplumda kitlesel en önemli algı yaratabilecek, toplumu yönlendirebilecek en etkili silah “medya” devreye sokulmuş; yazılı ve görüntülü basın-yayın organları özellikle magazin ağırlıklı haber programları ile televizyon dizilerinde: “Kendi hayatını yaşa!” veya “Herkes kendi hayatını yaşasın!”, ya da “kendine iyi bak!” şeklinde sık sık kullanılan slogan ifadeler, kitlelerin zihinlerine kazınmış ve toplumda bireysel algı yaratılması gerçekleştirilmiştir.

 

Ülkemizde bu yeni yaşam felsefesi bireyselleşme ile o zamana kadar aile anlayışında var olan; problem ve mutlulukları birlikte paylaşma, çözüm yollarında birlikte karar verme gibi daha birçok bütünleştirici kavramlar, değerler; örf, adet, gelenek ve göreneklerden birçoğu terk edilmiş. Öyle ki; aileyi oluşturan eşler ve/veya çocuklar birbirinden ayrılıp, ayrı, ayrı yerlerde ikamet etmeye başlamışlar; ya da bir arada oluşulduğu halde düşünce ve faaliyetlerinde her biri kendi hayatını yaşadığı, bireyselleştiği için aynı mekânda birbirlerinin farkında olmadan yaşamlarını sürdürmeyi yeğlemişlerdir... O zamanlarda temelleri atılan parçalanmış aile modelleri şeklindeki yaşam tarzı, 21. Yüzyıl başlarında toplumun büyük bir kesiminde kabul görmüş, adeta aksi durum tartışılır hale gelmiştir.

 

Bunun sonucu olarak aile içindeki fertler, bilhassa çocuklar sosyolojik bir gerçek olan paylaşım ihtiyaçlarını, kendi aralarında yapması gerekirken yapmadıkları veya yapamadıkları için genellikle tehlikeli kulvarlarda; eğlence, uyuşturucu, kumar, içki gibi bataklıklarda grup arkadaşları ile gidermeye çalıştıklarından, oralarda kaybolmuşlardır. Bu durum sonuçta ailede  çözülme ve çökmeye neden olmuştur!...

 

Ülkemizde yukarıda izah edilen aile düzenindeki fertlerin yaşam tarzı; toplumsal yaşamı da etkileyerek; insanların toplu olarak sosyal faaliyetlerini sürdürdükleri ve bir arada bulunma durumunda, zorunda oldukları farklı toplu yaşam alanlarında; konutlar, çalışma yerleri, alış-veriş merkezleri, eğlence yerleri, Pazar yerleri,  otobüs, dolmuş, sinema, tiyatro v.b yerlerde de kaçınılmaz olmuş; bireysellik bir yaşam felsefesine dönüşmüş; birey ilişkilerde her şeyin odak noktasına kendisini yerleştirerek; empati ve sempatiden yoksun, sevgi, saygı, hoşgörü, insaf ve güven gibi insani duygulardan uzak ve karşısındakine hiç şans ve hak tanımadan, sadece kendi çıkarları doğrultusunda düşüncelerle, hareket ederek, toplum bilincinden ve toplumsal sorumluluklardan uzaklaşmışlar; dolayısıyla toplumsal çözülüşe ve toplumsal çökmeye neden olmuşlardır!...

 

Ailede ve toplumda birbiri ile bağlantılı olarak şekillenen bu çözülüş ve çökmeler; sonuçta vatan, bayrak, dil gibi bizi biz yapan değerlerin anlamını da anlamsızlaştırdığı için ulusal-milli çözülüş ve çökmeyi de beraberinde getirmiştir. Bu durum günümüz 21. Yüzyılında açık ve seçik görülmektedir.

 

Ülkede yaşanan bireyselliğe bağlı çözülüş ve çökmeler elbette toplumun parçası olan üniversite yaşamını da içine almıştır. Burada özellikle vurgulanması gereken husus 1980 darbesine hazırlanan zeminde; 1970’lerde üniversitelerde meydana gelen/getirilen olaylar ilk sıralarda rol almış/verilmiş; bu yüzden üniversiteler ıslah edilmesi, diğer bir ifade ile cezalandırılması gereken kurumların başında görülmüştür. Buna bağlı olarak darbe anayasasının ürünü YÖK kurulmuştur. Darbe anayasasının genel ilkeleri olan otoriter, vesayetçi ve yasakçı maddeleri üniversitelere ait olan 2547 sayılı YÖK kanunda da esas alınmış; öncelikle üniversite gençlerinin apolitize olmaları sağlanmış, dayanışma aracı dernek, cemiyet, birlik kurmaları yasaklanmıştır.  Zaten bir taraftan apolitizasyon, diğer taraftan toplumsal kabul gören bireyselleşme, 1982’den günümüze kadar üniversite gençliğini toplumdan, dolayısıyla toplumsal sorunlardan da uzak; bireysel yaşam felsefesinin hâkîm olduğu bir ortamda eğitim-öğretimlerini sürdürmeye yönlendirmiştir. Bu arada 80 darbesi ve sonrası; o günün üniversite gençlerinin, bugünün liderleri, yöneticileri, idarecileri, öğretmenleri, akademisyenleri ve çalışanları olduğu da unutulmamalıdır!… 

 

Evet! 2547 sadece üniversite öğrencilerini apolitize etmekle kalmamış; aynı şekilde Üniversitede akademisyenlerin de bireysel hareket etmelerini gerektiren yasal düzenlemeler getirmiştir. Özellikle adı geçen kanunun atama ve yükseltilmelerle ilgili maddeleri, sanki akademisyenleri bireyselleştirmek için yapılmıştır… Buna göre; bir kimse akademisyen olmak için veya akademik unvan aşamalarının her biri (yardımcı doçentlik, doçentlik ve profesörlük) için önce “yabancı dil” engelini aşmaları gerekmekte; Yoksa! Akademisyen olamaz!  Veya yükselemez! Ya da atanamazlar! Daha sonraki aşama ise; daha da ilginçtir; burada da yine her akademik atama ve yükseltilme için aday, ağırlıklı olarak makalelerden olmak üzere farklı kriterlerle alınan puanları toplama zorunluluğu getirilmiş; Bu noktada Toplanan puan atanılan veya yükseltilen her akademik derecenin hakkını veriyor mu?, Toplanan puan ile bilim alanı için gerekli donanım elde ediliyor mu? Toplanan puanlar akademisyenlik adına ne veriyor? gibi veya benzer konulardaki soruların tümünün cevapları tartışılır olmakla birlikte ağırlıklı olarak “hayırdır”. Çünkü en çok puan getiren makalelerde içeriğe çok fazla önem verilmemekte, ne kadar çok makale o kadar fazla puan! demek olduğundan; genellikle bilinenleri tekrarlayan kısa sürede puan getiren tek başına yürütülen çalışmalar tercih edilmekte, buna karşılık akademisyenler daha uzun süre ve emek isteyen ve de bilhassa takım çalışması gerektiren bilimsel olduğu kadar ülke sorun ve ihtiyaçlarını karşılayan özgür, girişimci, yenilikçi proje çalışmaları düşünmemekte! Artık bugün düşünememektedirler!,,,.  Bütün bunlar akademisyenleri bilime ve ülkeye katma değer sağlayan uzun süreli çalışmalardan uzaklaştırmış ve aynı zamanda takım, ekip kurmayı, bir araya gelmeyi de engellemiştir. Günümüzde bu durum açıkça görülmektedir. Yani 2547’nin bilinçli veya bilinçsiz olan bu düzenlemeleri sayesinde akademisyenler tek başına hareket etme mecburiyetinde bırakılmışlardır.

 

Görüldüğü gibi üniversitelerde atama ve yükseltilme kriterleri  ile bireyselleşme teşvik edilmekte; bir de bunlara üniversitelerin alt ve üst yapısız sayısal artışı, eski üniversitelerde ve çok yakında yeni üniversitelerde de anabilim dalları kadrolaşmalarında olması gereken piramit diye bir yapının, artık herhangi bir geometrik şekille ifade edilemez hale gelmiş olması (7,8, bazılarında 9 profesör, 1, bazılarında hiç doçent, hiç yardımcı doçent, 2 veya en fazla 3 araştırma görevlisi) üniversitelerde de çözülüşe ve çökmeye neden olmaktadır. Üniversiteler, acaba nereye gidiyor, götürülüyor veya götürülmek isteniyor!...

 

Sonuç olarak yukarıda ifade edildiği gibi ülkemizde yaşamın her alanında etkisini gösteren “bireyselleşme!” anlayışı ile ortaya çıkan yaşam felsefesi, önce ailelerin, daha sonra da tabii ki sırasıyla toplumun, ulusumuzun-milletimizin, üniversitelerimizin yararına olmadığı açıkça görülmektedir. Bu durumun devam etmesi halinde ise toplumsal felaketlerin olabileceği de bir gerçektir. Bu yüzden insanlık adına hiç de olumlu sonuçları olmayan, bireyselleşmenin ileride daha büyük felaketlere sebep olmaması için, gerek aile yaşamımızdan ve gerekse toplumdaki yaşamımızdan hemen silip atmamız gerekmektedir. Bütün bunlar için 1982 Anayasası tümüyle değişmeli; 2547 sayılı yasada tümüyle olmakla birlikte bilhassa atama ve yükseltilme maddeleri; atama ve yükseltilmenin her aşamasında “bilime hizmet eden bilimin hizmetkârı olan” anlayış dikkate alınarak acilen değiştirilmeli…

 

Tüm okuyuculara saygılarımla...

 

NOT: Bireyselleşmenin bir sonraki adımı “yalnızlık” olup, günümüzün en korkunç hastalığıdır!... 

 

 

 

Etiketler: Cumhuriyet, Milli, Eğitim, Barış, Genç, Güzel, Tehlikeli, En Güzel, Darbe, Sınır, En Çok, İnsanlık, Zengin, Siyasi, Asker, Parti, Amerika, Üniversite, Tercih, Proje, Banka, Faiz, Meclis, Bilim, İfade, çözülme, Silah, Televizyon, ABD
04.11.2014   “Birliktelikten Bireysellikteliğe!...”
Türkiye ABD'ye Nota Verdi
Türkiye ABD'ye Nota Verdi
Türkiye'nin Washington Büyükelçiliği Rezidansı önü
Ozan Tufan’a Kaçakçılık Gözaltısı
Ozan Tufan’a Kaçakçılık Gözaltısı
İstanbul İl Jandarma Komutanlığı’nın yurda kaçak y
Dünya Basınında  Erdoğan Trump Görüşmesi
Dünya Basınında Erdoğan Trump Görüşmesi
Cumhurbaşkanı Erdoğan ile ABD Başkanı Trump arasın
Sarallar Organize Suç Örgütüne Operasyon
Sarallar Organize Suç Örgütüne Operasyon
İstanbul'da 'Sarallar' olarak bilinen organize suç
Sedat Şahin Gözaltına Alındı
Sedat Şahin Gözaltına Alındı
Organize suç örgütü lideri Sedat Şahin'in Beykoz'd
Türkiye ABD'ye Nota Verdi
Türkiye ABD'ye Nota Verdi
Türkiye'nin Washington Büyükelçiliği Rezidansı önü
Diyanet İşleri Başkanı’ndan Kutlu Doğum Haftası Açıklaması
Diyanet İşleri Başkanı’ndan Kutlu Doğum Haftası Açıklaması
Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez, ( Kutlu Doğu
CHP’yi Kim Yönetiyor?
CHP’yi Kim Yönetiyor?
CHP’de sular durulmuyor… Bir süre önce hakkında di
Selin Sayek Böke'den Başkan Adaylığı Açıklaması
Selin Sayek Böke'den Başkan Adaylığı Açıklaması
CHP Ekonomiden Sorumlu Genel Başkan Yardımcılığı v
Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan Trump’a Mesaj
Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan Trump’a Mesaj
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, ABD ziyareti öncesi
Putin’den YPG Açıklaması
Putin’den YPG Açıklaması
Putin, Çin ziyareti sırasında düzenlenen basın top
Dünya Basınında  Erdoğan Trump Görüşmesi
Dünya Basınında Erdoğan Trump Görüşmesi
Cumhurbaşkanı Erdoğan ile ABD Başkanı Trump arasın
Rusya Ve Türkiye'den Ortak Bildiri!
Rusya Ve Türkiye'den Ortak Bildiri!
Rusya Başbakan Yardımcısı Dvorkoviç ve Mehmet Şimş
ABD Temsilcisi: 'Türkiye Olmazsa IŞİD'i Yenemeyiz'
ABD Temsilcisi: 'Türkiye Olmazsa IŞİD'i Yenemeyiz'
Pentagon basın toplantısında konuşan ABD'nin IŞİD
Ozan Tufan’a Kaçakçılık Gözaltısı
Ozan Tufan’a Kaçakçılık Gözaltısı
İstanbul İl Jandarma Komutanlığı’nın yurda kaçak y
Sinop'ta Füze Denemesi Yapıldı
Sinop'ta Füze Denemesi Yapıldı
Milli Savunma Bakanı Fikri Işık, Türkiye'nin ilk u
Cumhurbaşkanı Erdoğan ABD’de
Cumhurbaşkanı Erdoğan ABD’de
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile ABD Başkanı
İçerde Dizisi Final Yapıyor!
İçerde Dizisi Final Yapıyor!
Başrollerini Aras Bulut İynemli, Çağatay Ulusoy ve
Bursa’da 6 Otobüs Kullanılamaz Hale Geldi
Bursa’da 6 Otobüs Kullanılamaz Hale Geldi
Bursa'da yolcu otobüslerin park ettiği alanda bili
Bakan Arslan: 'İşin Ruhunda Bu Var, Bu Parayı Ödeyeceğiz'
Bakan Arslan: 'İşin Ruhunda Bu Var, Bu Parayı Ödeyeceğiz'
Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Ahmet Ar
Twitter Logo