İletişim     Künye     Yazarlar       Anasayfa          
Tarafsız Haber
SİYASET   DÜNYA   EKONOMİ   MAGAZİN   SPOR   SAVUNMA   KADIN   TEKNOLOJİ   TÜRKİYE   YAZARLAR   FOTO GALERİ   VİDEO

3 Büyük Bilimsel Tartışma

Prof. Dr. İsmail ERDOĞAN - 3 Büyük Bilimsel Tartışma


Okunma : 30405
Prof. Dr. İsmail ERDOĞAN

İslam düşüncesinde üç büyük bilimsel tartışma neydi?

Beyrûnî, dere kenarlarında elinde astronom aletleriyle uzay araştırmaları yapmaktadır. Sürekli güneşe bakmaktan gözleri kör olma derecesine gelen Beyrûnî, güneşi ancak suya yansıyan aksinden izleyebilmektedir. Bundan dolayı İbn Sinâ'ya “Artık güneşe bakmaktan gözlerim kör olma noktasına geldi. Sen doktorsun bana bir ilaç tavsiye etsen” dediği rivayet edilmektedir.

 

Tarihin en eski döneminden günümüze kadar hemen her dönemde bilim adamları, din bilginleri, edebiyatçılar, tarihçiler ve filozofların birbiriyle tartışmalarına şahit olmaktayız. Ancak üzülerek söylemek gerekir ki, bu tartışmaların büyük bir kısmı günümüze kadar gelememiştir. Bunun başlıca sebebinin, bu tartışmaların sözde kalıp derli toplu bir biçimde yazıya dökülememesi olduğunu söyleyebiliriz. İslam dünyasında da aynı disipline mensup ilim adamları arasında olduğu gibi farklı disiplinlere ait kişiler arasında da birtakım tartışmaların yaşandığını bilmekteyiz.

 

Screenshot_2

Resim: Ortaçağ İslam dünyası Antik Yunan döneminde yazılan eserleri tercime etmişti.

 

 

Bunlardan birincisi, Bağdat'ta, zamanın önde gelen mantıkçılarından Ebû Bişr Mettâ el-Mantıkî ile gramerci ve fıkıhçı olan Ebû Sâid es-Sîrâfî (Seyrâfî) arasında yapılan “Bağdat Tartışması” olarak tarihe geçen tartışmadır. Bu tartışma sözlü olarak yapılmış ve daha sonra da yazıya geçirilmiştir. Mettâ ile Sirafî arasındaki tartış- malardan sonra düşünce alanında önemli bir tartışma da, iki Türk-İslam filozofu Beyrûnî ile İbn Sinâ arasında yaşanmıştır. Bu tartışmanın diğerinden farkı, önce sözlü olarak alt yapısının oluşturulması ve daha sonra da yazıya geçirilmesidir. Bildi- ğimiz kadarıyla daha önce iki filozof arasında sözlü bir tartışma yaşanmıştı.

Ancak bu tartışmalarda nelerin konuşulduğu ve konuşmaların kayda geçirildiğine dair bir delil henüz bulunmamıştır. Beyrûnî ile İbn Sinâ arasındaki tartış- madan sonra da Endülüs'ün ilk filozoflarından olan İbn Sîd el-Batalyevsî ile İbn Bâcce arasında yapılan ve tarihe “Zaragoza Tartışması” olarak geçen tartışmayı görmekteyiz. Şimdi bu tartışmaları ana hatları ile ele alalım.

 

Bağdat tartışması

Bağdat'ta, zamanın önde gelen mantıkçılarından Ebû Bişr Mettâ el-Mantıkî ile gramerci ve fıkıhçı olan Ebû Sâid es-Sîrâfî (Seyrâfî) (979) arasında; “mantığın mı yoksa dilin mi üstün olduğu” şeklinde tartışmalar yapılmıştır. “Bağdat Tartışması” olarak tarihe geçen bu tartışma, vezir İbn el-Furât'ın huzurunda 326/932 yılında yapılmış ve Ebû Hayyân et-Tevhîdî tarafından kaleme alınmıştır. Ne var ki, heyecanla deruhte edilen bu münakaşa, ırkî ve dinî gerginlikler sebebiyle mücadeleye dönüşmüştür. Ebu Bişr, Grekçe bilmemesine rağ- men Grekçe taraftarlığıyla suçlanır ve ona Arapça bilgisinin eksikliğiyle kusur isnat edilir. O bu tenkide karşı koymaz, gramerin kelimelerle alakalı olduğunu, oysa mantığın kavramlarla ilgili olup, bunların da tercümeden etkilenmediğini söylemekle yetinir. O, “sizin dilinizden, Grekler'in yüklediği manaları elde etmeye yetecek kadarını biliyorum” der.

Bu yüzden, Metta'nın; “mantık, doğru olmayan kullanımdan doğrusunu ayırmak için bir alet (organon)'tir” şeklindeki büyük iddiasına Sirafî, bu ayırmanın gramerin bir imtiyazı olduğu şeklindeki iddiasıyla karşı çıkar. O, bir Yunanlı (yani, Aristo) tarafından icat edilen mantığın, bir Türk'ü, bir Hintliyi ya da bir Arab'ı yanlış kullanıma karşı nasıl koruyabileceğini sorar. Metta'nın karşı cevabı; mantığın dilbilgisinin temelini teşkil eden kavramlarla alakadar olduğu ve etnik gruplar arasındaki farklılıkların, bu konuyla bağlantısı olmadığı şeklindedir. Mesela, iki kere iki her yerde dört eder. Fakat Sirafî, mantıkla aritmetikten alınan bu örnek arasındaki analojinin yanlış fikir vereceğini ileri sürer. Çünkü ona göre, mantığın ispatları aritmetiğin ispatları gibi aynı kesinlik derecesine ulaşmaz. Ayrıca, mantıkçı asla bütünüyle lisandan sarfınazar da edemez.

Bu münasebetle, içinde aslen mantığın da vücut bulduğu dili, yani Grekçe'yi iyi öğrenmedikçe bir kimse grameri de iyi öğrenemez. Daha sonra Sirafî, Metta'ya, gramerle ilgili onun cevaplayamayacağı bir dizi soru sorar. Böylece o, münakaşada karmaşıklığıyla şöhret bulan bir dilin karmaşıklıklarını bilmemesi daha önce seve seve kabul edilmiş bir hasma karşı, daha çok, sahte bir zafer kazanır. Daha Metta, dilbilimle ilgili bu iddiaları karşılayamaz iken, Sirafî, kendisini emniyete almış olur. Bir vesile ile Metta, hasmının eğer mantık bakımından aynı şekilde çapraşık sorulara tabi tutulmuş olsaydı, onun da kendisinin dil konusunda ümitsizce düştüğü mahcubiyete muhakkak surette düşmüş olacağını hatırlatır. Fakat Sirafî, aman vermez.

Metta ve onun mantıkçı arkadaşları- nı, Arapçaya tamamen yabancı terim ve tabirleri sokmak suretiyle bu dili sakatlamak ve bozmakla itham eder. İlave olarak, onların mantık şerhleri asla mükemmel değildir, sanatları da, doğruluğun hakemi olduğuna dair mağrur iddialarına rağmen, bu diyalektik davaları asla hâlledememiştir. Tartışma sonucunda sadece vezir de- ğil, mecliste hazır bulunan dinleyiciler de gramercinin mantıkçı karşısında elde ettiği zafere sevinirler. Tartışmanın on yedinci gecesinin tutanakları dönemin diğer bir önemli münakaşasına, felsefenin İslam akidesiyle ilişkisine tanıklık eder. Bu hususta, Tevhidi, sadece üstadı Sicistanı'nın, ortaya çıkmış olan İhvan'ı-Safa Risaleleri gibi esaslı bir mesele hakkındaki görüşlerini nakleder. Sicistanî'ye göre, İhvan'ı-Safa'nın Grek felsefesi ile İslam inancını mezcetme teşebbüsleri başarısızlığa uğramıştır.

İhvan'dan daha ehliyetli olan başkaları da bu uzlaştırmaya teşebbüs etmiş ancak onlar da başarısız olmuşlardır. Dinî inanç, bir ilahi vahiy meselesidir ve filozofların, mantıkçıların ve müneccimlerin hünerlerine asla muhtaç değildir. Şayet bu bilgiler din için çok gerekli olsaydı, Kur'an bizi, onları geliştirmeye çağırırdı. Hâlbuki Kur'an bize bu meşguliyetlerden sakınmamızı ihtar etmiştir. İnanç yahut amel meselelerinde Müslümanları sınıflara ayıran ihtilaflara rağmen, kelam ya da fıkıh okullarından hiçbirisi ihtilaflarında hakemlik yapması için felsefeye baş- vurmamıştır. Hıristiyan ve Mecusiler dahi diyalektik münakaşalarında asla felsefeye müracaat etmezlerdi.

 

Beyrûnî – İbn Sinâ tartışması

Beyrûnî ve İbn Sinâ, Türk-İslam düşünce tarihinin önemli zirvelerinden birisidir. Birincisi bilimsel çalışmalarıyla yaşadığı çağa adını vermiş, diğeri ise felsefe ve tıpta dünyanın en önde gelen birkaç filozof ve hekimi arasında yer alması sebebiyle Şeyhu'r-Reis unvanını almayı hak etmiştir. Beyrûnî ve İbn Sinâ'nın yaşadığı onuncu asrın son çeyreği ile on birinci asrın ilk yarısını kapsayan dönem, Türk ve İslam dünyasında henüz siyasi olarak bir bütünlüğün sağlanamadığı ve buna bağlı olarak da istikrarın tesis edilemediği bir dönemdir. Bu dönemde mevcut olan birçok İslam ve Türk devleti siyasi olarak birbiriyle mücadele hâlinde oldukları için, toplumda yeterince huzur ve güvenden bahsetmek mümkün değildi.

 

Beyrûnî ve İbn Sinâ, Türk-İslam düşünce tarihinin önemli zirvelerinden birisidir. Birincisi bilimsel çalışmalarıyla yaşadığı çağa adını vermiş, diğeri ise felsefe ve tıpta dünyanın en önde gelen birkaç filozof ve hekimi arasında yer alması sebebiyle Şeyhu'r-Reis unvanını almayı hak etmiştir.

 

 

Sözgelimi Beyrûnî ve İbn Sinâ'nın yaşadığı bölgelerde Harezmşahlar, Gazneliler, Samanoğulları, Büveyhîler, Buhara Emirliği, Kâkeveyh (Kâkû- ye) Emirliği gibi birçok emirlik bulunmaktaydı. Sözü edilen bu yönetimler çoğu zaman birbiriyle problemli oldukları için, sık sık savaşlar yaşanmakta ve bunun sonucu olarak da halk savaştan kaçmak için sürekli olarak yer değiştirmekteydi. Beyrûnî ve İbn Sinâ da benzer sebeplerden dolayı birçok devlet ve emirliklerde bulunmak zorunda kalmışlar ve buna bağlı olarak da geniş bir bölgeyi dolaşmışlardır. Onların dolaştığı bu bölgeler, aynı zamanda yaşadıkları dönemin ilim, kültür, ticaret ve sanat merkezleridir.

Bu merkezlerden başlıcaları Harezm, Buhara, Belh, Re'y, Hemedan, Gazne, Kazvin ve Cürcan gibi döneminin önemli kentleridir. Beyrûnî ile İbn Sinâ'nın tanışmaları da bu siyasi ortamda gerçekleşmiştir. Her iki bilginimizin tanışmaları Harezmşah emiri Ali b. Me'mun sayesinde olmuştur. Ali b. Me'mun, bilginlere son derece saygı duyan, onları ilmî araştırmalarında destekleyen, maaş bağlayan ve buna benzer ihtiyaçlarını kar- şılayan bir yönetici idi. Bu çerçevede emirin kendilerine yapmış olduğu teklifi geri çevirmeyen İbn Sinâ ve Beyrûnî de onun sarayına yerleştiler. Bu vesileyle, çağının en tanınmış bilgini olarak kabul edilen Beyrûnî ile yine devrinin en tanınmış filozof ve hekimi olarak kabul edilen İbn Sinâ tanışmışlardır.

Böylece bu iki önemli bilgi dostu, fizik ve astronomi başta olmak üzere, birçok bilimsel konuda birlikte çalışma fırsatını yakalamışlardır. O dönemin diğer meşhur bilginlerinden olan İbn Miskeveyh, İbnü'l-Hammar, Ebu Sehl el-Mesihî, İbn Tayyib ve Ebu Nasr el-Irakî gibi şahsiyetler de birbirleriyle tanışma fırsatını yakalamışlardır. Beyrûnî ve İbn Sinâ'nın yaşadığı dönemdeki yöneticiler her ne kadar birbirleriyle siyasi olarak sürekli savaş hâlinde iseler de, bulundukları bölgeler o zamanki ilim merkezlerini oluşturduğu için, hemen her ilim dalına ait eğitim ve öğretim ileri bir seviyede verilmekteydi. Hangi bölgeye gidilse mutlaka o bölgede bir ilim merkezi bulmak mümkündü. Yöneticilerin ilim adamlarını destekleyip onları onurlandırması da bunun bir göstergesidir. Elde edilen bilgilere göre, Beyrûnî ile İbn Sinâ'nın tanışmaları ile ilgili iki farklı rivayet bulunmaktadır: İlki Cürcan'da tanıştıklarına dairdir.

Bu iddiaya göre, tarihi tam olarak bilinememekle birlikte 1000 yılının başlarında Cürcan hükümdarı Kâbûs İbn Veşmgîr, Türk coğrafyasında bulunan tüm ilim adamlarını sarayına çağırmış- tı. Bunlar arasında Beyrûnî ve İbn Sinâ da bulunmaktadır. Bu vesileyle tanışan iki bilim adamının çeşitli problemleri tartışması da bu döneme rastlamaktadır. İkinci bir iddiaya göre ise iki bilim adamı Harezm'de tanışmışlardır. 1004 tarihinde gerçekleştiği tahmin edilen bu buluşma, bilginlere son derece saygı duyan, onları ilmî araştırmalarında destekleyen, maaş bağlayan ve diğer ihtiyaçlarını karşılayan bir yönetici olan Harezmşah Sultanı Ali b. Me'mun vasıtasıyla olmuştur. Bu çerçevede emirin kendilerine yapmış olduğu teklifi geri çevirmeyen birçok ilim erbabı gibi İbn Sinâ ve Beyrûnî de onun sarayına yerleştiler.

Bu vesileyle, çağının en tanınmış bilgini olarak kabul edilen Beyrûnî ile yine devrinin en tanınmış filozof ve hekimi olarak kabul edilen İbn Sinâ tanışmışlardır. Beyrunî ve İbn Sina arasında özellikle bilim, astronomi, matematik ve felsefeyi ilgilendiren bazı meselelerle ilgili soru-cevap şeklinde yapılan birtakım yazışmalar bulunmaktadır. Bu yazışmalarda Beyrûnî soran taraf ve İbn Sinâ ise sorunun muhatabı olarak yer almıştır. Tartışmanın yaşandığı ve kayda geçirildiği tarih kesin olarak bilinmemektedir. Muhtemelen bu olay 1000 yılından sonra (1003 ya da 1009 yılında) yapılan sözlü bir tartışma olup, daha sonra soru-cevap şeklinde yeniden ele alınarak kayda geçirilmiştir. Beyrûnî ile İbn Sinâ arasında yapılan yazışmalardaki soruların sayısı hakkında tam bir görüş birliği bulunmamaktadır. Bizce bunun birçok sebebinden söz edilebilir.

Bunlardan birisi, soru ve cevapların sadece İbn Sinâ tarafından kayda alınarak bir metin hâline getirilmesine rağmen, Beyrûnî tarafından yazılı bir metne dönüştürülmemesi ya da böyle bir metne dönüştürüldü ise bu metnin henüz elimizde bulunmamasıdır. Gerçi Beyrûnî de, İbn Sinâ ile aralarında bir tartışmanın geçtiğini ve kendisinin de bunu kaydettiğini belirtmektedir. Ancak Beyrûnî, aralarındaki bu tartışmayı hangi eserinde yazdığını ve hangi soruları sorduğunu belirtmediği için gerçekleşen tartışmadaki soru ve cevapları tespit etmemiz mümkün olmamıştır.

Her iki düşünürümüz arasındaki tartışmanın ilginç özelliklerinden birisi de şöyle rivayet edilmektedir: Beyrûnî, İbn Sinâ ile bu mektuplaşmalarında bir taraftan evrenin oluşumunu tartışmakta, diğer yandan da İbn Sinâ tabip olduğu için ondan gözleri için ilaç tavsiyesinde bulunmasını istemektedir. Çünkü Beyrûnî, dere kenarlarında elinde astronom aletleriyle uzay araştırmaları yapmaktadır. Sürekli güneşe bakmaktan gözleri kör olma derecesine gelen Beyrûnî, güne- şi ancak suya yansıyan aksinden izleyebilmektedir. Bundan dolayı İbn Sinâ'ya “Artık güneşe bakmaktan gözlerim kör olma noktasına geldi.

Sen doktorsun bana bir ilaç tavsiye etsen” dediği rivayet edilmektedir. Beyrûnî ve İbn Sinâ arasındaki tartışma ile ilgili Mübahat Türker Küyel'in bir tespitini de zikretmeye değer görüyoruz. Küyel'in iddiasına göre, Beyrûnî ve İbn Sinâ arasındaki bu tartışma, Gazalî ile başlayan ve Osmanlılar'da bir gelenek hâline gelen Tehâfüt (tutarsızlık) tartışmalarının kaynağı olarak görülmektedir. Dolayısıyla Beyrûnî ile İbn Sinâ arasındaki bu tartışma, İslam düşünce tarihindeki ilk Tehâfüt tartışması olarak da kabul edilebilir.

Her iki düşünürümüz arasındaki çekişmeye baktığımızda Beyrûnî ile İbn Sinâ'nın uzunca bir süredir birbirini tanıdıkları ve birçok hususta ihtilafa düştüklerini görmekteyiz. Her ikisi de Türk-İslam düşünce tarihinde birer zirve oldukları için, aralarındaki çekişme de ayrıca önem kazanmaktadır. Beyrûnî ve İbn Sinâ arasında genel olarak şöyle bir farklılıktan bahsedebiliriz: İbn Sinâ'nın ihtisası tabiî ilimler, metafizik ve tıp üzerinedir. Kendi zamanının edebiyat, fıkıh, astronomi ve musiki gibi ilimlerine de ilgi duymuş; zaman zaman bazılarında ihtisas derecesinde bilgi sahibi olmuştur.

Beyrûnî'nin ihtisası ise matematik, astronomi, tarih, coğrafya ve milletlerin din ve inançlarını tanımaya yöneliktir. Üstelik Beyrûnî, İbn Sinâ'nın bilmediği birkaç dili öğ- renmiş ve zamanının diğer ilimleriyle de meşgul olmuştur. Bu iki şahsiyet arasındaki bir diğer farklılık ise, kendi ihtisas alanlarında Beyrûnî'nin İbn Sinâ'dan daha çok çalışmış olmasıdır. Şöyle ki Beyrûnî'nin bütün bir yıl boyunca sadece iki gün tatil yaptığını, kalan zamanında sürekli inceleme ve araştırmayla meşgul olduğunu öğrenmekteyiz. Ancak İbn Sinâ için, söylenenlerin aksi bir durum söz konusudur. İbn Sinâ, Beyrûnî'den daha az yaşamış yani elli yedi yaşında vefat etmiştir. Ancak maceralı ve meşguliyetlerle dolu bir yaşam sürmüştür. Maalesef zamanı- nın büyük bölümünü siyasete ve devlet işlerine sarf etmiştir. Bu konuda kendisi işinin çok olmasına rağmen zamanının azlığından şikâyet etmektedir.

Buna rağmen azımsanmayacak kadar eser yazması da hayret edilecek bir durumdur. Beyrûnî'nin İbn Sinâ'yla daha genç yaşlardayken yaptığı ilmî tartışma ve yazışmalarına baktığımızda, gerçek bir düşünce atmosferiyle karşılaşırız. Onun ısı ve ışık gibi fizik konuları ve bir kısım fizik kavramlarının çözümlerinin mantıkî bir silsileyle ele alınışı hemen dikkatimizi çeker. Meselelerin ilmî metot, mantıkî silsile ve orijinal bir biçimde ele alınması, çağımızda, Einstein (1879-1955) ile Bohr (1885- 1962) arasındaki yazışmaları hatırlatır. Hayatının son anlarına kadar ilim peşinde koşan Beyrûnî'nin verimli çalışmalarının temelinde, hiç şüphesiz, tahkik ehli oluşu yatmaktadır. Bir meseleyi araştırmadan, gözlem ve deneylere dayandırmadan ortaya atmaz ve duyduğu, öğrendiği her şeyi muhakkak bu ölçüye vururdu. Batlamyus teorisini tartışmaya açmasında da aynı duygunun tezahürü görülür.

Beyrûnî ile İbn Sinâ arasındaki metot farklılığının sebebini, her birinin kendi ihtisas sahalarının farklı oluşuna bağlamak gerekir. Beyrûnî deneysel ve tümevarım metotlarının kullanıldığı bilim dallarını seçmiştir. İbn Sinâ'nın seçtiği bilim dalları ise başkadır. Ne Beyrûnî kıyasî metodu tümüyle reddetmiştir ne de İbn Sinâ deney metodunun temelsiz ve eğreti olduğunu ileri sürmüştür. İbn Sinâ bazı meselelerdeki araştırma yolunun deneysel metotla sınırlı olduğunu kendi kitaplarında bizatihi belirtmektedir. O, tabiat bilimleri ve özellikle tıp alanında deney ve tümevarım metotları aracılığıyla elde ettiği başarıları tekrar tekrar belirtmektedir. Beyrûnî, İbn Sinâ'nın ihtisas sahasına giren bilim dalları üzerinde çalıştığında İbn Sinâ'nın kullandığı metodun aynısını kullanmıştır.

Aynı şekilde İbn Sinâ da Beyrûnî'nin uzmanlık sahasına giren bilim dalları üzerinde çalışmak istediğinde onun kullandığı metotları kullanmıştır. Özel bir bilim dalına ilişkin olarak Beyrûnî'nin deneysel ve tümevarım metoduyla, İbn Sinâ'nın kıyasî metotla çalışmış olduğu gözlemlenmiş olsaydı, o zaman bu iki şahsiyetin ayrı iki metoda sahip olduğunu söylememiz doğru olurdu. Yeri gelmişken şunu da belirtelim ki; İbn Sina Beyrûnî ile yapmış oldu- ğu tartışmanın bir benzerini İbn Miskeveyh ile de yapmıştır. Tartışma hakkında bilgi veren kaynaklara göre İbn Miskeveyh'in ders verdiği bir sırada İbn Sînâ içeri girmiş ve İbn Miskeveyh'i bazı ilmî konularda bilgisizlikle itham etmiştir. Bunun üzerine İbn Miskeveyh öfkelenerek Tehzî- bü'l-Ahlâk adlı eserini İbn Sînâ'ya doğru fırlatmıştır.

Sonuç itibarıyla Beyrûnî ile İbn Sinâ arasındaki çekişmenin son zamanlarda yeniden önem arz etmeye başladığını görmekteyiz. Zira her iki şahsiyetin bilim ve düşünce tarihi açı- sından önemi ortaya çıktıkça aralarındaki tartışmanın kalitesi de araştırılmaya baş- lanmıştır. İlk bilimsel başarılarını her ikisi de 17 yaşlarında elde eden Beyrûnî ve İbn Sinâ arasında karşılaştırma yapmak ve birini diğerine tercih etmek kolay bir iş olmadığı gibi belki doğru da değildir.

Zira bu iki şahsiyet aynı meydanda at koşturmadıkları için birinin ihtisas alanı diğerininkinden farklıdır. Üstelik ikisi arasında bir karşılaştırma yapabilmek için, hem İbn Sinâ hem Beyrûnî'yi gerçek anlamda tanımak gerekir. Bu bağ- lamda her iki şahsiyeti tam anlamıyla tanıyıp bu alanda uzman olan birinin bulunup bulunmadığını bilemiyoruz. Belki geçmişte hem İbn Sinâ'yı hem Beyrûnî'yi hakikaten tanıyıp her iki şahsiyetin de düşüncelerini tam olarak anlayabilen Nasıruddin Tusî ve benzeri birkaç kişi olmuş olabilir. Ancak onların da bu iki şahsiyet üzerinde fiilen çalışıp çalışmadıkları şüphelidir.

 

Zaragoza tartışması

Bağdat Tartışması ile Beyrûnî ve İbn Sinâ arasındaki tartışmadan sonra önemli bir tartışma da Endülüs'ün iki filozofu İbn es-Sîd el-Batalyevsî ile İbn Bâcce arasında yapılmıştır. 12. asırda Zaragoza'da, Batalyevsî ve öğrencileri ile İbn Bâcce arasında, nahvi ilgilendiren bir konu hakkında yapılan tartışmaları, Bağdat'taki tartışmalara benzetebiliriz. Bu tartışma da tarihe “Zaragoza Tartışması” olarak geçmiştir. Batalyevsî ile İbn Bâcce arasındaki tartışma, felsefî bir tartışma olmayıp, gramer (nahiv) üzerine yapılan bir tartışmadır. Nakledildiğine göre, İbn Bâcce bir gün Gırnata Camii'ne gider.

Orada öğrencilerine ders veren ve gramerciliği ile meşhur olan birisi vardır. Kendisini gören öğrenciler alaycı bir şekilde; “Fakih ne taşıyor? Ne tür ilimlere vakıf? Ne buyurur” diye takılırlar. Bunun üzerine İbn Bâcce: “On iki dinar taşıyorum” der ve cübbesinin altından her birisi bin dinar değerinde olan on iki inci çıkararak şöyle devam eder: “En iyi bildiğim ilim de, sizin şu anda öğrenmeye çalıştığınız Arap dilidir. Söyleyeceklerime gelince, şu, şu …” deyip, onlara hakaret etmeye başlar. Birçok kaynağa göre, bu gramerci denilen kişi Batalyevsî'dir. Kaynaklarda bahsedilen tartışma kayıtlarının kaleme alınıp alınmadığı hakkında değişik görüşler bulunmaktadır. Gerçek şu ki tartışma yaşanmış fakat tartışma hemen yazıya dökülmemiş ancak tartışmaya şahit olanlar akıllarında kalan kısımları değişik eserlerde rivayet etmişlerdir. İslam düşünce tarihinde elbette baş- ka tartışmalar da yaşanmıştır. Ancak en meşhur olan bu üç tartışmadır.

Etiketler: Irak, Uzay, zafer, Şaka, Türk, Dünya, Olay, Taraftar, İlaç, Bilim, Arapça, Sanat, Mükemmel, Tercih, Maaş, Siyasi, Tıp, İlgi, Tatil, Siyaset, Dizi, Sınır, Genç, İlginç, Kar, Tarihi, İslam, İş, Eğitim, Tarih, Zaragoza tartışması, Bağdat tartışması
02.12.2014   3 Büyük Bilimsel Tartışma
Erdoğan: Hükümetimiz İdam Konusunu Muhalefetle Görüşecek
Erdoğan: Hükümetimiz İdam Konusunu Muhalefetle Görüşecek
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kısıklı'da evinin önünde to
Erdoğan ve Putin Anlaştı!
Erdoğan ve Putin Anlaştı!
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Rusya Devle
İlker Başbuğ: Erdoğan, Cemaate Karşı Tek Başına Savaş Verdi
İlker Başbuğ: Erdoğan, Cemaate Karşı Tek Başına Savaş Verdi
CNN TÜRK ekranlarında Ahmet Hakan ile Tarafsız Böl
İşte Erdoğan'ın İstanbul'a Gelirken Pilota Verdiği O Talimat
İşte Erdoğan'ın İstanbul'a Gelirken Pilota Verdiği O Talimat
Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, Erdoğan’ın Dalaman'dan
Başbakan’ın Uçağına Taciz Ateşi Açıldı!
Başbakan’ın Uçağına Taciz Ateşi Açıldı!
Yıldırım Ankara'ya giderken Jandarma'nın tacizine
Devlet Bahçeli İstifa Kararı Aldı
Devlet Bahçeli İstifa Kararı Aldı
Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Ba
64. Hükümetin Bakanlar Kurulu Belli Oldu
64. Hükümetin Bakanlar Kurulu Belli Oldu
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından 64.
Twitter Fenomenleri TBMM'de
Twitter Fenomenleri TBMM'de
Twitter fenomenlerinden olan Odun Herif (Kadir Doğ
AK Parti'nin Kesinleşmiş Milletvekili Aday Listesi Belli Oldu
AK Parti'nin Kesinleşmiş Milletvekili Aday Listesi Belli Oldu
AK Parti'de 7 haziran 2015'de yapılacak Milletvek
Cumhurbaşkanı Erdoğan: Şimdi Hükümet Kuramayacaklar, Göreceksiniz
Cumhurbaşkanı Erdoğan: Şimdi Hükümet Kuramayacaklar, Göreceksiniz
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Ankara'da 2017
Üniversiteye Girişte Yeni Dönem
Üniversiteye Girişte Yeni Dönem
Üniversiteye giriş sınavında sistem değişiyor.
Şemdinli’de Çatışma: 1 Korucu Şehit Oldu
Şemdinli’de Çatışma: 1 Korucu Şehit Oldu
Hakkari’nin Şemdinli İlçesi’nde bir korucu şehit o


İşte Suriye Harekatını Yöneten Komutan
İşte Suriye Harekatını Yöneten Komutan
TSK’nın bu sabah saatlerinde Suriye'nin Cerablus b
Erdoğan'ın Başyaveri Albay Ali Yazıcı da Hain Çıktı!
Erdoğan'ın Başyaveri Albay Ali Yazıcı da Hain Çıktı!
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Başyaveri Al
İstanbul’da Metrobüs Yoldan Çıktı! Yaralılar Var!
İstanbul’da Metrobüs Yoldan Çıktı! Yaralılar Var!
İstanbul Acıbadem’de metrobüs yoldan çıktı.
Hanife'nin Havuz Pozu Olay Oldu
Hanife'nin Havuz Pozu Olay Oldu
İzdivaç programıyla adını duyuran gelin adayı Hani
Darbe Girişiminde Türk Jetlerini Yabancı Pilotlar Mı Kullandı?
Darbe Girişiminde Türk Jetlerini Yabancı Pilotlar Mı Kullandı?
Fethullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) darbe girişimi
Bu İlaçların Rengi Sosyal Medyayı Karıştırdı
Bu İlaçların Rengi Sosyal Medyayı Karıştırdı
Herkesin farklı renkte gördüğü bu ilaçlar sosyal m
İşte Yayınlanan Son Anketler
İşte Yayınlanan Son Anketler
Seçimlere 24 saatten az bir süre kala kulislerden
Fenomenlerin Meclis Ziyareti Olay Oldu
Fenomenlerin Meclis Ziyareti Olay Oldu
Sosyal medyanın en çok konuşulan fenomenlerinden o


Twitter Logo